Bilgi, kültür ve güvenilir içerik platformu.

Kayıp kavramlar, yaşadığımız çağda değer kaybeden birçok şey gibi kelimelerimizin de hızla değersizleşmesine neden oluyor. İçi boşaltılarak aslından uzaklaşan kavramlar, üzerine inşa edilen inançları sarsmaya başladı. İçine düştüğümüz kavram karmaşasında, toplumlar kolayca uyutuluyor; zanna dayalı inançlarını fasit kavramlarla kökleştiriyor, dahası manadan uzak kavramların inançlara ve hayatlara değer katması bekleniyor…
İçinde bulunduğumuz bu tablo, biz yetişkinleri dahi zorlarken kayıp kelimeler arasında yetişen yeni neslin hayatı anlamlandırması çok daha zor. Öyle ki çocuklarımız; duygularını ifade edemeyen, neye neden inandığını bilmeye kimseler hâline geldi.
Gençlerimiz ya popüler kültürün ürettiği yeni ve çoğu anlamsız kelimelerle konuşuyor ya da çok daha kötüsü, kelimeleri dahi kullanmadan onların kısaltmalarını dillendiriyorlar… Peki bu gençlere ne oldu? Ne ara Türkçeyi unuttular? Düşünmeyi, kendilerini ve duygularını tanımayı ne ara bıraktılar? Kelimelerimiz ne ara bu kadar kayboldu da kavramlarımız tanınmaz oldu?
Bu soruların hepsi farklı alanlarda detaylıca düşünülmesi gereken sorular aslında. Fakat burada tüm bunlara genel bir bakış sunmaya çalışacağız. Öncelikle kaybolan kelimelerin suçlusu bu gençler değil. Tertemiz fıtratlarıyla iki kelimeyi bir araya getirmeye çalışan yavrularımız hiç değil. Bunun suçlusu bizleriz! Bizler, kelimelerimize sahip çıkmadığımız, onlara kıymet vermediğimiz için onlar da bizden uzaklaştı. Tarihin tozlu sayfalarında kaybolan veya var olsa da içi bambaşka anlamlarla dolmuş kavramlara dönüştüler. Bizler kendimizi, duygularımızı ve inançlarımızı önemsemeyip bambaşka şeylere gönül bağladığımız için aklımız ve kalbimiz karıştı. Biz, aslımızdan o kadar uzaklaştık ki artık onu tanımıyor, görsek yabancı sanıyor, ondan fersah fersah kaçıyoruz…
Peki ne yapalım? Bunca karmaşanın içinde kaybolmuş kelimelerimizi bulabilir miyiz? Düşünmeye, hissetmeye ve anlamaya yeniden başlayabilir miyiz? Elbette! Kavramları zihnimizde aslına döndürmek, onları yerli yerine koyabilmek için; öncelikle hayatımızdaki kelimelere bakmalıyız. Acaba hangi kelimeleri hangi anlamlarda kullanıyoruz? Kelimelerin zihnimizi dolduran anlamları gerçekten doğru mu değil mi?..
Bunu anlamak için herkesin kalbinde bir terazi vardır. Buna inanç terazisi deriz. Kelimelerimize anlam katan şey inandığımız değerlerdir. Herkes kalbinde taşıdığı inanç terazisinde tartar kelimelerini. Bu terazide doldurur içlerini..
O hâlde bizler de kendi terazimizde tartacağız kelimelerimizi. İçlerini doğru mu doldurmuşuz yoksa yanlış mı bakacağız. Eğer kendimize Müslüman diyorsak ilk önce; inancımızı inşa eden kavramları anlayacak, onların içini vahyin nuruyla dolduracağız. Kalbimizde inanç kavramları yerini bulunca, hayata dair tüm kavramları bu temel üzerine bina edecek; her birinin içine kalp terazimizle şekil vereceğiz… “Günümüzde kayıp kavramlar arttıkça toplumun değer algısı zayıflıyor…”
Ve zamanla biz, inandığı gibi düşünen, düşündüğü gibi konuşan ve söylediği gibi yaşayan insanlara dönüşeceğiz. Peki çocuklarımız? Bizim tertemiz çocuklarımız, her şeyde olduğu gibi konuşmayı da hissetmeyi de bizden öğrenecek. Duygularını ifade etmeyi, onları doğru bir şekilde yönetmeyi öğrenmek için anne babasına ve bakım verenlerine bakacak. Görerek anlayacak ve bizdeki bu güzel değişimler elbette çocuklarımıza da yansıyacak.
Dolayısıyla eğer aslına dönmüş, temiz kalabilmiş ve kaybolmuş kelimelerine sahip çıkan nesiller istiyorsak taşın altına elimizi koymalı ve önce kendi kayıp kelimelerimizi bulmalıyız. Umarım sizler de kendi kavramlarınızı bulur ve onları en doğru şekilde anlamlandırabilirsiniz…
Kelimelerin kıymetini bilenlere selam olsun…



